


| İstiridye |
|
fi tarihim Hani sorar ya büyük şair Nazım 'neyi bildirir sayılar?' Kiminin banka hesaplarını, kiminin yaşını, kiminin kilosunu, kiminin kelle sayısını kiminin endamının ölçüsünü, kiminin ölüm, kiminin ise doğum tarihini… Rakamlara yüz vermedim ki o yüzdendir 3-5 alamadım. Yarım kalan söz için; rakamları yarım bıraktım. Trakya Üniversitesi’nin matematiğini “tam sayı”ya erdirmeyip, koştum Turgut Uyar’ın logaritmik sözlerinin peşinden... Yarım kalan söz, düşülsün diye ak kağıda yollara düştüm. Yolculuklara… Ne varki vakit çok geçti ! Değilmiş oysa; hiçbir şey için geç değilmiş nefes aldıkça… İşte yine sahnedeyim... Söz düştükçe de hala daha rol çalmaktayım… Ve lakin 90’dan beri oynuyorum da siz görmüyorsunuz…Radyo mikrofonlarında kültür-sanatın cefakarıyım. “Dile kolay” demek zor. “Dile zor”dur; 12 yıl aralıksız kültür-sanat konuşmak da, yayın aralığı yaratan bulmak da bu memlekette… Televizyon ve bilgisayarlar bu hayatın yel değirmenleri… Radyo da Don Kişot’u… “Sizi duymam için radyonuzun sesini kısar mısınız ?” ne güzel bir çelişki... “Biraz daha konuyu eskiye götürür müsünüz sizi tanımamız için ?” derseniz eğer; “Orda bir köy var” da ki o öğretmenlerden biriyle, “etinden tırnağında sakınıp” gedikleri kapatan bir annenin, ilk kızı; göz ağrıları, 72 de dünyaya gözlerini açan… Merak edenlere, eylülün son günü doğduğumu hatta sonbahar çocuğu olduğumu da belirteyim. E hadi abartalım; Terazi burcu yani:)... Çocukluk..80 ler...babanın sürgün yılları...45lik' ler... Ajda pekkan, Erol Evgin, Handan Kara...Ve radyo...Arkası yarınlar... Yatılı okul ve köy okulları diye başlıyor hayatın başı... Yazlar ve tatiller ise “İşini pek bilmeyen memur”un kiraladığı tütün tarlalarında ya da Töbder'in yaz kamplarında...İki kız kardeşin büyüğü.…‘Lıfe ise lıfe’ diye coşan, 'Ayrılamam' ile ağlayan liseli, '18 mayısı unutmam' diye yürüyen üniversiteli… 97 de herkes gitmek istiyordu ''buralardan''...Ben de kendi ''buralarımdan'' kaçıp, geldim İstanbul'a... Yola çıkma nedenim ‘Dramaturji okuma’ hayalleri de olsa hayalleri gömüp Tuna boyuna, gerçek dünyayla tanıştım. Reklam, belgesel, haber, hasıl-ı kelam lazım olan her şeye sesimi vererek, ekmek teknemi doldurdum. Ama baştan bu yana hep dedim;"sanat hayatın nefesidir"diye.Sanırım uzun bir süre de diyeceğim radyolardan… Hepsinden öte; ben Denizin dalgasıyım.Denizin dalgası benim ya da..:) |